28 Aralık 2007

Yazasım geldi .. !!!

En son 1 Ağustos 2007'de yazmışım ..
O zamanlar depresif durumum daha "kritik" seviyeye çıkmamıştı ...
Pik vurdum, sonra yavaş yavaş azaldı azaldı, ve en sonunda bu blog'a bile ilgi gösterebilecek kadar enerji toplayabildim .... :D

Birşeyler yazayım diye girdim, ama aklımda hiçbirşey olmadan ...
Bakınıp duruyoruz şu an monitörle .. Platonik flört tadındayız ..


O zaman şöyle birşey yazıp kaçayım ben :

" Bazen isyan etsem de sana,
Bugün de çok güzelsin HAYAT ! "

01 Ağustos 2007

mı ki acaba ...?

Hayat, bir ihtimaldir ...
Ölüm ise kesin ....

13 Temmuz 2007

" Sen "


Yüzüne dokunuyorum, yanağından izlerin bulaşıyor elime...
Parmaklarım sen kokuyor...
Seninle birlikte içime bahar geliyor...

11 Temmuz 2007

Acaba hepsi bu kadar mı ?

Geride kalan yılların biriktirdikleri, göz ardı ettiğimiz sevdalarımız, sevdiklerimiz, terkettiklerimiz, yalnızlıklarımız yaşadıklarımız, ertelediklerimiz, kırdıklarımız, çokça unuttuklarımız, her sabah yeniden başlayan galibi olmayan savaşlarımız...

Hep bu kadar mıydık, bu kadar mı olduk ?

Hayat dediğin zaten bundan mı ibaret ?

27 Haziran 2007

İştah arttırıcı post ... (Portfolyo Resimleri)





Son işimden birkaç kare örnek .. Sonra da hepsini yedim ..
Ben yedim .. :p .. Hemde tek başıma ...

Bomba gibi bir patlıcan dolma, süper bir karışık tatlı tabağı, enfes zeytinyağlılar, hele o içli köfte ..
kebapları anlatmam dahi mümkün değil .. :op


Uzun lafın kısası: Her türlü gıda işi itina ile yapılır .. Hem fotograflanır, hem yenir .. :op
Gerekirse pişirilir de .. Her türlü paketin içine dahil ..

Etiketler: , , ,

26 Haziran 2007

En Sonunda ... At last .. Oh be ... Nee 12 sene mi ? breh ...!!




Çok da birşey söylemek istemiyorum ...
Resimler zaten kendini anlatıyor sanırım ..

Gördüldüğü üzere; çocuklar gibi şendik ...
Dile kolay, 12 sene .. Millet evlendi, çoluğa çocuğa karıştı, bi kısmı boşandı ...
Engin ve Zeynep 1995'te başlayan yolculuklarına ayın 24'ünden itibaren karı-koca olarak devam etmeye başlıyorlar .. Gerçi bunlardan olsa olsa kocakarı olur, başka da birşey olmaz ...

Bir düğün, bir cenaze ..
Garip postlarla geri dönüyorum .. Hadi bana da hayırlısı ...

Etiketler: , , ,

12 Haziran 2007

Seni hiç bir zaman unutmayacağız oğluş ..!

Dün akşam gecirdiği elim bir "hain kuş" vakası ardından, camdan yeniden düşmeyi başaran, sevimli, cana yakın, tombalak oğlumuz, paşa oğlumuz Süha; sabah 5'e kadar kaldığı yoğun bakım kutucuğunda hayata gözlerini yumarak bizlere, ve tüm kedi severlere veda etmiştir ...
Hepimizin başı sağolsun ....

17 Ocak 2007

Assos'ta Felsefe 'Nietzsche' 2007



2-3 Şubat 2007

2 Şubat Cuma

14:00 Doğan Özlem: “Nietzsche ve Tarihsellik”
17:00 Oruç Aruoba: “Nietzsche: Ahlaklılık ve Erdemlilik”

20:00 Nazlıhan Otel Restaurant’ta Akşam Yemeği

3 Şubat Cumartesi

11:00 Ahmet İnam: “Nietzsche’yi Beklerken”
14:00 Ömer Naci Soykan: “Nietzsche ve Gölgesi”
17:00 Örsan K. Öymen: “Nietzsche’nin Kuşkuculuğu”

20:00 Fenerlihan’da Akşam Yemeği
22:30 Fenerlihan’da Parti

11 Ocak 2007

11 Ocak 2007 ... Gün itibariyle artık 30 oldum ...

Başı 2 ile başlayan yaşları bugün terk etmiş bulunmaktayım ...
Ühühühüü ...

Tavuk göğüsü olmaktan Kazandibine dooru yola çıktım ..
Yavaş yavaş dibim tutmaya başlıyor artık ..

Son safha kadayıf ..
Ona daha çok var ama ...

Neyse ...
Kutlayın bakiim ...

16 Aralık 2006

Ölüm için erkendi, yaşanacaklar içinse çok geç ...


... Seni var etmeye çalışıyorum,
olmadığını,
olmayacağını,
olamayacağını bile bile....!

oysa sen başka bir yerde varsın, orada olacaksın, orada olmalısın da ...
 Posted by Picasa

Bir tarihin sonu ...


Ölüm allahın emri, bir de ayrılık olmasa ...
 Posted by Picasa

2 Aziz Katolik rahibinden alıntı ... Yorum sizin ...

" İsa'nın usta sözcüleri sizin demin dediğiniz gibi yanlamasına bir yol tuttular; insanların kötü alışkanlıklarını Hıristiyanlığa uydurmaktan kaçındıklarını görünce, İncil'i insanların kötü alışkanlıklarına göre eğip büktüler. Bu ustaca manevra nereye götürdü onları ? İnsanların önül rahatlığıyla kötülük edebilmelerini sağlamış oldular. "

Thomas More, Utopia

" Mesihin kilisesi kanla kuruldu, kanla temellendi, kanla büyüdü, diye onu idare etmek ve savunmak için de kan dökmek lazımdır sanarlar. "

Erasmus, Deliliğe Övgü Posted by Picasa

Hergüne bir elma ...


An apple a day keeps the doctor away ...
meali :
Her kim ki her gün bir elma yiye;
o, doktordan bilfiil uzak dura ...

başka bir bakış açısı ile,
pazarlamaya yönelik :

resimde görünen kadın gibi mi olmak istiyorsunuz ... ?
cevap basit ...
size her gün bir elma tavsiye ediyoruz ..
zihni açar, bele iyi gelir, baseni küçültür, göğüsleri dikleştirir ..

bir de satabileceğim elmalarım olsaydı ...
siz o zaman görün bendeki potansiyeli ...
:o)))
 Posted by Picasa

Ve dedi ki :

Ve dedi:

"En kof ceviz bile kırılmak ister. Olgun yemişler tutunamazlar ağaca. Öyleyse kabuğum kırılacak diye hayıflanmamalıdır insan. Toprağa düşmemek için çırpınmamalıdır meyve.
Düşün! Bir şeyin geldiği yere dönmesi kadar sevindirici ne olabilir?
Tohumun ağaca ağacın tohuma dönüşümünden başka bir şey değildir hayat. Yani ölüm...
Fakat insanlar ölüyü kefenledikleri gibi ölümü de kefenlemişlerdir. Ve kefenlenen her şey öldürücüdür.
İnsana düşen, tüm libaslarından soyup öylece seyretmektir ölümü.
Yani hayatı."

Lev Nikolayeviç Tolstoy Posted by Picasa

29 Ekim 2006

What is Sexy ?

( Yorumsuz ... )

20 Ekim 2006

Faydalı Bilgiler ... Şubat Ayının Hikayesi ...

Hikayemiz İmparatorluk Roma'sında geçiyor.

Julius Sezar, takvimde düzenleme yapması için Mısırlı astronomi bilgini Sosigenes'e emir veriyor. O zamanlarda 1 yılın 365 gün 6 saat sürdüğü biliniyor. Sosigenes de düzenliyor :

HER YIL 365 GÜN ÇEKECEK.
HER YILDAN 6 SAAT ARTACAK.
ARTAN SAATLER 4 YILDA BİR TAKVİME EKLENECEK VE O YIL :
365 + 24 SAAT = 366 GÜN OLACAK.

366 gün 12 eşit parçaya bölünmediği için 6 ay 30 gün, 6 ay 31 gün çekecek.
Peki 365 gün çeken yıllarda aylara göre dağılım nasıl olacak?

Yüce Sezar emir veriyor:
365 GÜN ÇEKEN YILLARDA EN SON AYDAN 1 GÜN DÜŞÜLSÜN.

O zamanlar yılın son ayı Şubat, yılbaşı ise Mart ayıdır.
(September=7, October=8, November=9, December=10. Kelimelerin gerçek anlamları böyledir. Şimdiki ay isimleri de buradan geliyor.)
Böylece Şubat ayı, 4 yılda bir 30 gün, diğer yıllarda 29 gün olmuş.

Yüce Sezar, bununla da yetinmeyip doğduğu aya kendi ismini vermis: JULIUS, yani JULY. Sonradan imparator olan Augustus, Sezar'dan aşağı kalmamış ve sonraki aya kendi ismini vermis: AUGUSTUS, yani AUGUST. Ancak Julius Sezar'in ayı 31 günken Augustus'un ayı 30 gün olur mu ?

O da emir vermiş:
YILIN SON AYINDAN 1 GÜN DAHA ALIN, BENIM AYIMI DA 31 GÜN YAPIN.

Zavalli Şubat'tan 1 gün daha alınmış ve Ağustos'a eklenmiş.
O gün bu gündür Şubat ayı, 4 yılda bir 29 gün, diğer yıllarda 28 gün,
Sezar'ın ayı Temmuz ve Augustus'un ayı Ağustos'da peşpeşe 31 gün çeker olmuş.

Ben hep ...

Ben hep film yönetmeni olmak istemiştim ...

Hayatımı hep filmler yöneterek geçirmek istiyordum ...
Oysa daha kendi hayatımı yönetemiyordum ki ben ...

ve sahnelerim hep karanlıktı bu yüzden ...

Cons and Pros - Dikkaaaat Çok uzun ...

Böyle bir blog sahibi olmak 3. şahıslarla belirli bir samimiyet sahibi olmayı, doğasından dolayı, gerektiriyor... Herkes, tanımadığı bir dolu yabancıya, hayatından kesitler anlatıyor, tarifler veriyor, politik görüşünü aktarıyor, resimlerini paylaşıyor... Bi dolu şey... Yapılabileceklerin haddi hesabı yok gibi... Sınırların ortadan kalkması, küreselleşme tam da bu olsa gerek sanırım... Herkes, herkesin hayatının içinde...

Bende kendi hayatından bir kesit vereyim istedim... Aslında bir sevdiğim şeyler listesi gibi...
Yemekler, yazarlar, arkadaşlarım, fikirlerim, ailem, kelimelerim, aslında hayatımda olan ve ya olabilecek herşey...

P.S : Liste kesinlikle bir sıra takip etmemektedir... Herşey tamamen "random" yani gelişi-güzel, sırasız yazılmıştır... Unuttuğum bir çok şey, kişi, olay olmabilmesi ihtimali de yüksektir... Okuyup kendini gören, "Neden ben ondan sonrayım ?" gibi polemiklere girmesin... Anlamsız kaçar...

Buyrun, işte bir nev-i ben, yada hayatımdaki sevdiğim şeyler :


  1. Sevgili Karım :o)))
  2. Süha "the panter" ev kedisi oğlumcuğumsu
  3. Nutellalı ekmek
  4. Bilgisayarım
  5. Teryağlı, tuzlu mikrodalga Dardanel mısır
  6. Sinema
  7. Felsefe
  8. Aklım, Zekam
  9. Karışık tost
  10. Metallica
  11. Aristoteles
  12. Teknoloji
  13. Fotograf çekmek
  14. 2 Porsiyon İskender Kebap
  15. Grafik Sanatlar
  16. Yüzüklerin Efendisi
  17. AVID Kurgu Sistemleri
  18. Clive Cussler
  19. Renkli Renkli Post-it notlar
  20. Atkılarım
  21. Yırtık pırtık kotlarım
  22. Kuzen Ayşegül
  23. 5.1 ses sistemleri
  24. Eski Jaguar arabamız
  25. Dr. Engin Deniz, Md
  26. Zeynep Toprak, PhD
  27. Canon 1D Mark II
  28. Blog'um
  29. Nike
  30. Umberto Eco - Gülün Adı
  31. Pembe çoraplarım
  32. Play station 2
  33. Konami Pro Evolution Soccer serisi
  34. Klasik Yunanca
  35. Film Noir
  36. One Flew over Cuckoo's Nest - Guguk kuşu
  37. Kadınlar
  38. Onlardan daha güzel kadın ayakları
  39. Yap Boz , nam-ı diğer puzzle
  40. Roma tarihi
  41. 2. dünya savaşı tarihi
  42. Kavurma
  43. Seiko saatler
  44. CK Be parfüm
  45. Kayak yapmak
  46. Kestane Şekeri
  47. Kuantum fiziği
  48. Matematik
  49. Harry Potter (Kitaplar)
  50. Aşk, aşık olabilme, ya da aşık olabilme ihtimali
  51. Film çekmek
  52. şiir, deneme benzeri yazılar yamak
  53. Cheese Cake
  54. Saçma sapan araba kullanmak
  55. Pizza
  56. Nefis Kenar
  57. İstanbul
  58. Macar Kızları
  59. Koşuyolu Rosario İtalyan Restoranı
  60. Meyveli Nestle Nesfit
  61. Elma Şekeri
  62. Çilekli Rocco Lolipop
  63. Spagetti Carbonara
  64. Dana Carpaccio
  65. Delilik
  66. Ulus 29
  67. Bodrum
  68. Babam
  69. Gamsızlık, dertsizlik, bir vurdum duymazlık, bir adam sendecilik
  70. Cohiba purolar
  71. Arsen Lüpen
  72. Kısa saçlarım
  73. Kızıl saçlı kadınlar
  74. beyaz tenli kadınlar
  75. Nicole Kidman
  76. İhsan Oktay Anar
  77. Placebo
  78. Mutfak, Gastronomi, yemek pişirmek
  79. Parmak arası terlikler
  80. Martin Heiddeger
  81. In The Name of The Father
  82. U2
  83. Anneannem
  84. İlkokul aşklarım
  85. Voltran Voltran Voltran
  86. Porsche Turbo
  87. " Kötü şey iyi insanın içinde kalmaz kiii...."
  88. "Geleneksiz yaratı olmaz ama ..."
  89. Uzun tren yolculukları
  90. Mardin - Taş Evler
  91. Lise yıllarım
  92. Video Kliplerim
  93. Dvd Filmlerim
  94. Bildiğiniz kurşun kalem
  95. Matkap
  96. Boris Vian
  97. Jakuzi ve Sauna
  98. Vivaldi
  99. Bol buzlu coca cola
  100. Yüksek topuklar
  101. Star Wars
  102. Sosisli, goralı
  103. Şarjlı tornavida
  104. wireless internet
  105. Annem

Sabredip, inat edip buraya kadar okuyanları tebrik ediyorum... Ben yazarken sıkıldım, siz okurken kim bilir ne hale gelmişsinizdir .. :o))))

Daralanlar için küfür etmek serbesttir, Comment bölümü açıktır ...

Ama bunu yapmadan önce iyi düşünün, çünkü kimse gırtlağınıza sarılmadı bu yazıyı okumanız için ... Yanlış kişisel tercihde bulunduğunuzu kabul edin ve bununla yaşayın ....

10 Ekim 2006

Ama muhteşem değil mi ? Doğruyu söyleyin ...


Ben ki "kadın" aşığı bir adamımdır, görünce dayanamadım ...
Ne kadar da güzel anlatıyor derdini ...

Hatta daha da faşistleşip şöyle diyebilirim ;
( Kesin kan çıkacak ama )
Kadından filozof ve ya felsefeci, şöför ve mühendis olmaz ...
Doğalarına uygun değil ... Yapılarında yok ...
Bunları yapmak için yaratılmamışlar ...

Yukarıdaki resim en azından birine güzel bir cözüm getirmiş...
Öbürlerine de bir çözüm bulursam yazarım ...

Kadınlar , Ayakkabıları ve malum sonrası ....


Hazır konumuz açılmış ...
İşte her zaman karşılaşılabilir bir durum ...
Özellikle düğün, kokteyl dönüşü ..
Hem o ayakkabıları giyip hem de hoplayıp zıplayınca ortaya çıkan durum bu ..
Nine West'ten Manolo'ya kadar hepsi aynı etkiyi yaratıyor ...

Ben ablanın çözümüne hayran kaldım ama ...
Canı gönülden kutluyorum ...
Gerçi o buzlar 30 saniye sonra ayakkabılardan bile fazla acı verecektir ama olsun ...

Anı yaşamak, tadını doya doya çıkarmak lazım ...
Sonrası, zamanı gelince o da düşünülür ... Değil mi ?

Yüksek Topuk ... Dolgu Burun ... Muhteşem Tasarımlar ...






Ama en beğendiğim 2 tanesini sona sakladım ...
Şunların muhteşemliğine bakar mısınız ???






Sahibinin duygularını açığa vuran ayakkabı bu yukardaki ?
Gıcık olduğunuz ama yine de zorunluluktan gitmek olduğunuz bir
düğün, kokteyl, resepsiyon için bulunmaz nimet ...

08 Ekim 2006

Kışa Hazırlık ......

Yenileniyorum ......

Politika, Siyaset, Hebelek Gübelek ... Bir Derdim var kıvamında ...

Günümüzde, mevkii ve iktidar sahipleri, haksız yere işgal ettikleri makamlarını korumak için, elde edemedikleri ve çok uzağında bulundukları insani erdemlere sahip olanları aşağılıyorlar. Amaçları din tacirliği yapmak ve beceremedikleri siyasete dini alet etmek. Din ile siyaset yapmak yani. Oysa, farkında değiller ama, kendileri dinden yoksunlar. Çünkü, bir şeyin ticaretini yapan onu sater, satılan ise artık kendisinin olmaktan çıkmıştır. Kim din tacirliği yapıyorsa, artık onun dini yoktur.

Şeylerin Bilgisi Üzerine ...

Bir elma gördüğümüzde, onun gerçekten elma mı, yoksa değil mi olduğundan şüphe etmeyiz. Zaten önümüzde duruyordur, ve orada vardır. Ama elma nedir peki ?

İnsan, üstün varlık olduğuna inanır. Doğaya hükmetmeye çalışır, hayvanları evcilleştirir ve akıllı tek varlık olmasıyla övünür. Bu aklıyla bilebildiğini de düşünür. Hatta düşünmekle kalmaz, herşeyi bildiğine inanır. Ama gerçekten biliyor mudur ? Övündüğümüz aklımıza dahi gelmeden önce, sıradan duyularımızın bile yetersiz olduğunu kabul etmemiz gerekir. Bir köpek bizden daha iyi koklar, kartal daha iyi görür, kedi daha iyi duyar. Durum böyle iken, yani küçümsediğimiz hayvanlar kadar bile en temel duyu yeteneklerimiz yokken, mevcut duyularımıza nasıl güveneceğiz ? Peki, elmanın ne olduğunu bildiğimizi nasıl söyleriz ?

Bildiğimizi söylediğimz bir nesneyi başkasına nasıl anlatabiliriz peki ?

“Elma” olmayı anlatmak mümkün müdür ? Yoksa çeşitli kategorilerdeki özellikleri ve fonksiyonlarıyla mı anlatırız onu. Rengi nasıldır, tadı nasıldır, şekli nasıldır, kokusu nasıldır, hissi nasıldır gibi. Ama baştan da belirttiğim gibi, duyularımız zaten yanıltıcı. O zaman o nesnenin, - bu durumda elmanın – duyumsadığım özelliklerinin doğru olduğunu nasıl bilebilirim ? Ya da bu kadar sınırlı bir algı sistemim varken, elmanın benim duyumsadığımdan öte özelliklerinin olması mümkür değil midir ? “Ben elmayı biliyorum” demek yanlış bir söylem olur o zaman. Çünkü ben elmanın sadece algılayabildiğim kadarını biliyorum. Gerçekten elmanın ne olduğunu, doğada elmanın ne olduğunu bilemem. Benim dışımda var olan gerçekliği hakkında hiç bir hükümde bulunamam, bulunmam da yanlış olur. Bu hükümde bulunamama durumu, eyleme geçmemde bir engel teşkil etmemektedir ama. Elmanın gerçekte ne olduğunu bilememek, onunla birşeyler yapmama engel değildir çünkü.

Bu küçük problem aslına bakarsanız hayatımızın her alanında kendini göstermektedir. Bilimlerde bile bu durum – bilginin zorluğu - mevcuttur. Doğru bilgi denen şey, eksik algılarımızla elde ettiğimiz kısıtlı sayıdaki verinin, tümevarımla bilgileştirilmesidir. Bu bilgi her an yanlışlanabilir bir bilgidir. Neden ? Hiç bir bilim adamı tümel bir bilgi oluşturabilimek adına tüm tikelleri inceleyemez çünkü. Sonsuz sayıda şeylerle uğraşmak demektir bu. Bu da imkansızdır. Yani kesin, zorunlu, tümel bir bilimsel doğru bilgi de imkansızdır. Sadece belirli koşullar altında görünenler vardır.

Sonuç olarak, biz şeylerin ancak bize nasıl göründüğünü deneyimleyebiliriz, gerçekte nasıl olduğunu bilmemiz ise yakın zamanda imkansız görünmektedir.

11 Eylül 2006

Ayaklar ve Ayakkabılar ...

Insipired by a vintage woman ...
------------------------------------



" Bir Ayak Hikayesi "


Uyarı :
Aşağıdaki yazı tamamen ayaklar üzerinedir...
Ayak ve ayakkabı fetişi karşıtı iseniz bu noktadan daha ileri gitmeniz tavsiye edilmez...
"Zira" ilerleyen cümlelerde ayağın erotikliği ile ilgili ultra-fetişist
düşüncelere girmeye kadar ilerletebilirim yazımı ...
İlerletmeye de bilirim, ama yazar benim, blog benim, keyif benim ...
Sonra uyarmadı demeyin ...




" Biliyorum, biliyorum, biliyorum ... Ama karar da veremiyorum ... Canım çok da yazmak istiyor aslında ... O zaman başka birşeyin önemi yok ki ... Yazayım gitsin yahu ... "


Bir süre yukarıdaki gibi bir hesaplaşma yaşadım bilgisayarımın başında ... Bu yazıyı yazıp yazmamak konusunda neden kararsız kaldığımı bende çok net olarak bilemiyorum sanırım ... Ama blog aleminde bir anti-ayak olayı var benim gördüğüm ...

Bundan etkilenmiş olabilirim ... Sanki insanları zorla tutup bu postları okumaya zorluyormuşuz havasında, -yavuz hırsızlar- " Kardeşim biz bunları okumak, ayak resimlerine bakmak zorundamıyız ? " gibi abuk ve sabuk tepkiler verebiliyorlar ... Belki bundandır çekincem ...



Konumuz ayak ve ayakkabılar kısaca ... Tabii ki öyle alelade, özelliksiz, ayrımsız adı "ayak" olan her ayaktan bahsetmiyorum ... Bir kere kadın ayağı olacak ... Mutlaka bakımlı olacak ... Kıvrımları düzgün olacak, -ah o kıvrımlar -, kesinlikle ince olacak, taraklı olmayacak ... Her zaman ten rengine ve ya elbisesine uyumlu ojeleri olacak ... Parmakları ince ve yeterince uzun olacak... Gören insanda ona dokunma hissi uyandıracak, iç gıcıklayacak ... Bu kısım önemli, öyle hunharca avuçlanmamalı bu nazik uzuv, itina ile yaklaşılmalı. Sevgi ile dokunulmalı onlara. Kafatasını tutan Hamlet misali davranılmalı, nazik olunmalı, değeri her daim hatırlanmalı ve bilinmeli...

Bu özellikleri saymakla ve anlatmakla bitiremeyebilirim ... Devam ettikçe de blogun genel ahlak düzeyine uymayacak boyuta çıkabilirim, o yüzden hem abartmadan, hem de karımın bana olan hislerinde bir alternasyona gitmeden bu kısmı kesiyorum... :o))))

Gelelim yazımızın ikinci bölümüne :

Doğal olarak, her ayağın, onu pazarlayacak güzel bir pazarlamacıya ihtiyacı vardır ...

Bu pazarlamacı, tabii ki, ayakkabı ... ( Kadın ve pazarlama kelimeleri yan yana gelince yoksa aklınıza başka şeyler mi geldi, terbiyesizler ... )

Ayakkabı deyince, amaaan kundura işte dememek lazım ... Nice prensler duyduk masallarda, bütün ülkesini baştan sona dolaşan, sadece bir ayakkabının sahibini bulmak için ...

Ayakkabı deyince, öyle alalade geçmemek lazım ... O ayakkabı ki, yeterince topukla, bir kadını inanılmaz bir figüre sahip biri yapabilir ... Kalçalar yuvarlanır, bacaklar uzar, göğüsler öne çıkar ... Duruş mecburen değişir, bir ihtişam gelir kadına ...

Ayrıca yarı kapalı olan her zaman daha çekicidir felsefesiyle; her ayak, iyi dizayn edilmiş, bir ustanın elinden çıkmış ayakkabıyla daha da çekici, daha da erotik hale gelir ... Dost düşman ayırmadan, herkesin ilgisini çeker üstüne ... Hatta bu yazıya ilhan olacak kadar da etkilidirler ...

Ayrıca insanlar ve ayakkabıları arasında ki derin ilişki vardır ki, o tamamen farklı bir yazının konusudur ... Ayrıca 6 sezon boyunca Sex and the City 'de bunun üstüne söylenecek çok şey söylenmiştir ... Tekrar etmenin bir anlamı yok ...

Her zaman tadı damakta bırakmaktadır marifet ... Değil mi ?

08 Eylül 2006

Bakış açısı farkı ...

(yorumsuz)
Önemli bir rus atasözü şöyle der:
"Çirkin kadın yoktur, az vodka vardır ..."
ya da
" Şişman kadın yoktur, aynada kendine bakmayı bilmeyen kadın vardır ..."
:o))))

Şapşal Penguen ...

Penguen'in muhteşem marifetlerini izlemek için resmin üstüne tıklayın ...
Bana ne, bana ne benimde böyle penguenim olsun diyorsanız
" burayı " tıklayınız ...

07 Eylül 2006

Çok acayip şeyler oluyor ... :o))

Tracker'ımı kontol ediyordum blogun son durum değerlendirmesini yapmak için, hayretlere gark oldum ... Hemmen bir Google 'da aramışlar, ben çıkmışım, ama nelerde çıkmışım post'u yapmak isteği çağladı içimde ... Anahtar kelimelere geçmeden önce, - ki hepsini yazmayacağım, sadece 3 tanesiyle yetineceğim -, yurdumun çok değişik aramalar yaptığını farkettim ... Hatta bazı öyle aramalar var ki, bırak aramayı internette, söylemeye utanırsın ...
Ama tabii odana çekilip, kapını kapatınca herşey bir başka oluyor ... Alem değişiyor ... Millette haklı ... Hele kişisel özgürlüklerin minimumda tutulduğu, muhafazakar, bastırılmış toplumlarda sapkınlıkların boyutu hayal bile edilemez haller alabiliyor ... Ama konumuz Sosyoloji-Antropoloji-Psikoloji üçgeninde gezinmek değil ... Geri dönelim biz ...
"Ben ne ararlarsa çıkarım acaba ?" sorusuna gelebilecek kombinasyonları, oturup düşünsem tahmin bile edemem ... Çünkü sayfanın bir yerindeki "Nihat Odabaşı", bir diğer posttaki "Nil Karaibrahimgil" ve uzak yakın alakası olmayan bir posttaki "öpüşme" kelimeleri bir araya gelip şunu oluşturabiliyor : "Nihat Odabaşı, Nil Karaibrahimgil'le french kiss tadında öpüştü ..."
E ne oluyor, asparagasın önde gideni ... Ama çok eğlenceli ...
Bu bloga ulaşanların bir numaralı anahtar kelimesi : " Can Sıkıntısı " ... Anormal değil ... Blogun adı bu ... Anormal olan bu kadar çok canı sıkılan adam olabilmesi ... Ama bu da ayrı bir başlığın konusu ...

Gelelim, gerçekten, esas meseleye ...
Yazıyorum ve bırakıyorum, üstüne 2 cümle dahi konuşmayacağım ...
Efendim, aşağıdakiler aranmış ve ben çıkmşım :

- " Kabadayılık ne demek ? "
- " Örgü kazak modelleri "
- " Gay sevişmeleri "

:o)))
Sağlıcakla ...

29 Ağustos 2006

Yaz bitmişti artık ...

(fotograf : Onur Peştimalcıoğlu)


Yaz resmen bitmişti artık ...
Hüzünlerin baharı dün gösterdi kendini,
kendine has yöntemiyle, her sene yaptığı gibi ...
Ve biz anlamıştık ki,
Yaz bitmişti artık ...

26 Ağustos 2006

Veee işteeee ... Beklenen an ... Olay kedi Süha evde ... :o)))

Bıyıksız Süha sonunda evde ... Evet evet bıyıksız ... O yüzden ayakta duramıyor oğlum, tam siper yat modundan hallice ... Suratta mahallenin delikanlısına yakışır façalar; hafiftende bir traş olmuş ki, tam uzun suratlı kabadayı oğlum ...

Ama tabii karizma yerlerde o ayrııı ... Neden mi ?
Eve girer girmez yaptığı ilk şey yüzünden ... Temiz ve titizdir benim oğlum ... Öööle her leğene, her kuma işeyip sıçamaz ... 10 günlük veteriner konaklamasında bir kere bire yapmayarak rekorlara koşuyordu ... Eve geldik kafesi açtık, o ne koku allahım, o ne ebat .... Adam 10 günlük yük boşalttı ... Bizi de hayretlere ve gülmelere gark etti tabii ki ... Bir anda bitti delikanlılık, kabadayılık ...

Ne demişler : "Süper kahramanlar ihtiyaç molası vermeeez ! "

Ayrıca, yine inadım inat durumları yüzünden, poposunda pişikler var ki, onlarda komik ötesi...
10 gün kıçını hiç kaldırmadan otururmu biri inattan yahu ...
İşte bu pisi pisikopat onuda yaptı ... Şimdi bebekler gibi kıçı pişik, ayaklar açık apaşık apaşık yürüyor ... Çok komik ...

Bir de, sanırım, hatta, Süha artık uslu bir kedi mi olmuş ne !!!
Pek bir uysal ... Bir daha maceralara sürüklemez inşallah bizi ...
Bu da ona ders olmuştur diyor, bu postu da sağlıcakla kalınız diyerek bitiriyorum ...

Süha'nın herkese çok çok çok selamı var ... Bizi yalnız bırakmayan dostlara da ayrı ayrı öpücükler yolluyoruz ...

Google
 
Web onursule.blogspot.com
Free Site Counters
Free Website Counter